Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Evli çiftlerin ömür boyu mutlu olmaları için gerekli şartlardan biri de birbirlerini yıpratmamalarıdır. Çünkü ömürlerinin sonuna kadar bir arada yaşamak zorundadırlar. Birinin yıpranmasıyla ailenin bütün yükü diğerinin üzerine kalır.
Önce şunu hatırlatayım ki, insanın ömrünün sonuna kadar en çok beraber olduğu, sırlarını verdiği kişi eşidir. Eşinin yıpranması ve hastalanması bütün ailenin huzurunu bozar. En çok da kendisi tedirgin olur. Yıpranan eşin huzursuzluğu daha çok, diğerini huzursuz ve tedirgin eder.
İnsanlar fıtratları gereği kendilerine ait olan her şeyi çok dikkatli kullanır, eskiyip yıpranmamasına özen gösterirler. Fakat ne gariptir ki, bir yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına daha çok özen göstermesi gerektiği halde, onu hiç önemsemez, üzer ve gereksiz yere yorar, hastalanmasına sebep olur.
Bundan sonra da birçok masraflar yaparak ve zahmetlere katlanarak, onun tedavisine koşar. Halbuki eşler daha önceden dikkatli olsalar, hayatlarını ve aile düzenlerini iyi ayarlasalar bu zahmetleri çekmeden ömürlerinin sonuna kadar huzur içinde mutlu yaşarlar.
Bunun içinde eşler birbirlerini yıpratmamak için şunlara riayet etmeliler:
a) Birbirlerinin kıymetini bilmeliler;
Evlenirken Allah herkesi kıymetini bilene düşürsün. Allah'ın yarattığı varlıkların içinde en kıymetlisi insandır. Nitekim Rabb'imiz, "Ademoğullarını (insanlar) en üstün ve en şerefli kıldık." (İsra, 70) buyurur.
Yaratılışta bu kadar şerefli olan insan, çoğu zaman ya kendi kendinin kıymetini bilmez, hayatını boş yere heder eder, ya da kıymetini bilmeyenin yanına düşer hayatı zehir olur. Her iki durumda da mutsuz olur. Çoğu zamanlarda bu mutsuzluğun kurbanı kadın olur. Horlanır, hakarete uğrar, zulüm görür. Bunun da sebebi, kadınların genellikle bilgisiz oluşu, hakkını arayamayışı, zayıf oluşu, birçok yer kadına baskının gelenek haline gelmiş oluşu vs. dir.
Bütün bunlar kıymeti bilinmeyen kadının çabuk yıpranmasına sebep olur. Bunun da neticesi hem kendisinin hem de kocasının mutsuz olmasıdır. Mutsuz bir hayat süren veya sürmesine sebep olan bir insan, hem aile fertleri tarafından sevilmez ve hem de ahiret azabına duçar olur. O halde eşler birbirlerinin kıymetini çok iyi bilmelidir.
b) Ayrıca eşler birbirlerini üzmemelidir. Zira üzüntü kadar insanı yıpratan hiç bir şey yoktur. Hele kadınlar üzüntüye hiç dayanamazlar. Hemen yıkılır, hasta olurlar. Aileden birinin üzülmesi öbürlerini de huzursuz eder.
Üzüntü birçok ruhsal hastalıklara yol açar. Bir çok fiziksel hastalıklar nükseder. Tedavisi güç durumlar olabilir. Ve hatta imanı ve ahiret inancı zayıf insanlardan bazen intiharlar bile meydana gelebilir.
Evli çiftler bütün bunları göz önüne alarak hiçbir şeye üzülmemeliler, birbirlerini üzmemeye özen göstermeliler. Zaten dini inançları kuvvetli olan ne bir şeye üzülür, ne de karşısındakini üzer. Zaten imanı kuvvetli olan ve İslam üzere yaşama aşkı olan ne bir şeye üzülür, ne de karşısındakini üzer. Çünkü Allah şu ayetlerle üzülmeyi yasaklamıştır: "Üzülme, çünkü Allah bizimledir." (Ali İmran, 139)
Ancak müminin tek üzüntüsü olabilir o da Allah'a hakkıyla kul olamamaktır.
c) Eşler birbirlerini yormamalı ve ilişkilerinde birbirlerine karşı nazik olmalılar. Günlük işlerinde de yorulmadan çalışmaya alışmalılar. Bu da işini severek, düzenli çalışmakla olabilir. Aşırı yorgunluk insanı tez yıpratır ve erken ihtiyarlatır. Eşler mesul oldukları görevlerini severek ve isteyerek yapmalılar. Yaptıkları işlerin hem dünyada ve hem de ahiret de kendilerinin saadetini sağlayacağını düşünmeli ve zevkle yapmalıdır. Böylece insan daha zinde kalır ve huzurlu olur.
FEDAKARLIĞIN BÖYLESİ : Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne . Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundagi açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüsü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlasıldı. Aradan yillar geçti, çocuk büyüdü ve okula basladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..." Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir ögrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yil geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oglum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok basarili geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatinda büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu: Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..." Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz degil..." Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açıga çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlik günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavasça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu " diye fısıldadı babası "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? " Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!"
Anlaşılıyor ki, insanın asıl vazifesi öğrenerek yükselmektir. Öğreneceği şey, başta dünyaya niçin gönderildiğidir. İnsanın kendine şu soruları sorması var oluşunun gereğidir:
1-Nereden geldim?
2-Nereye gidiyorum?
3-Bu dünyada işim ne?
4-Bu işleri yapan kim?
Bir adı da hikmet olan felsefenin çıkışı da bu sorulara dayanmaktadır. İnsanlar tarih boyu kendilerinin diğer varlıklardan farklı olduğunu keşfederek bu farklılıklarının nedenini arayıp durmuşlardır. Ve insanın diğer varlıklardan en önemli farkı olan akıl ile insanı ve kâinatı anlamaya çalışmışlardır.
Bu sorulara en güzel cevabı tevhid dini olan İslâmiyet vermektedir. İslâmiyet bu sorulara şöyle cevap veriyor: 1-Ruhlar âleminden, anne karnından geçerek bu dünyaya geldin. 2-Ahiret âlemine dünyadaki amellerinin karşılığını görmek için gidiyorsun. 3-Dünyaya ilim, dua ve ibâdet vasıtasıyla tekemmül etmek için geldin. 4-Bu işleri yapan, insanı yaratan, dünyaya gönderip imtihana tabi tutan ve kabir vasıtasıyla seni huzuruna alacak olan Allah (C.C) dir.
Hasret özlem olmadan, Aşk olur mu bir tanem. Gözlere yaş dolmadan, Aşk olur mu bir tanem. Olur mu, olur mu, olur mu, Aşk olur mu bir tanem Sen güldür ağlat bazen, Sen öldür yaşat bazen, Yoksa sıcak bir busen, Aşk olur mu bir tanem. Ben sana vurulmadan, Hasretle sarılmadan, Küsmeden, darılmadan, Aşk olur mu bir tanem. Ömrünü sermiyorsan, Arayıp sormuyorsan, Elini vermiyorsan, Aşk olur mu bir tanem...
hayırlı günler arkadaşım yüce rabbim allahu tealanın selamı ve bereketi üzerine olsun rabbim daima yar ve yardımcın olsun .günün aydın,neşen bol olsun şu pazar gününde rabbim daima seninle olsun. allaha emanet olun.
hayırlı cumalar ,cumanız mubarek olsun.bin aydan hayırlı olan kadir gecenizi kutlar dua ve dileklerinizin kabu olmasını yüce rabbimden diliyorum .yüce allahım daima sizlerle beraber olsun. allaha emanet olun.
maşaallah gayet hoş olmuş ablacık.eline koluna yüreğine sağlık.ilahi de uymuş görüntülere. allah razı olduğu ameller le meşgul olmanı nasip etsin her daim.bahtın açık,yolun açık,ömrün uzun ve bereketli olsun.emanetleri zayi etmeyene emanet olasın.
yasıyoruz madem bu dünyada hakkını verelim yaptımız herseyi önce yaratan için yapalım...!
Allah rızası için yapmalı herşeyi
Müslümanlar ve kafirler savaşıyordu.... Hz.Ali bir kafiri devirdi.Kılıcını yukarı kaldırdı tam indiriyordu ki kafir o mübarek yüze tükürdü. Hz.Ali bunun üzerine kılıcını indirdi ve adamı öldürmedi.Bunu gören düşman Hz.Ali'ye: -Ey Ali ben senin yüzüne tükürdüm,beni neden öldürmedin dedi. Hz. Ali buyurdu: -Eğer ben seni,bana tükürmeden önce öldürseydim ALLAH rızası için öldürmüş olacaktım. Ama şimdi öldürürsem nefsim için öldürmüş olurum...
_Allah için yeme içme,ALLAH için çoluk çocuk sahibi olma,ALLAH için işleme,ALLAH için başlama... Bunları ardı arkasına sıralayın ve çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar. İşte bunların hepsini ALLAH için yaptığınız,ALLAH adına hareket ettiğiniz zaman takva dairesine girmiş ve her yaptığınız amelde ibadet sevabi kazanmış olursunuz. Fakat 'Hele bir namaz kılayım da bir görsünler' ..... 'Hele bir konuşayım da nasıl konuşuluyormuş görsünler' dediğiniz an herşeyi katbetmişsiniz demektir. Yanınızda başkaları varsa ve siz namaz kılıyorsanız, o anda içinizde bir zerre kibir ve gösteriş hissederseniz, hemen selam veriniz..! Kibirli Olmaktan ALLAH'a Sığınırım...
Dualar şahlandı mı gönüllerde Bir tek sen gelirsin aklımıza Ya Rab Günahlarımız sarsa da gönüllerimizi İçten içe ağlarız senin için
Senden başka aşk var mı yeryüzünde Cennet cehennem için değil Senin rızan için Yükselir ellerimiz semaya İçimize verdiğin huzurla Tatlı bir tebessüm saçarız yeryüzüne İçimize verdiğin güvenle Dilimizden dökülen sözlerle anlatırız seni Seni anlatmaya sonsuzluk yetmez Bağışlayıcı nurunu anlatmaya diller yetmez Aşkını yaşamaya ömürler yetmez Sevginin, adeletin en güzel adısın Seni sevmek Dünyadan vazgeçmek Geçici olan âleme gözlerini yummak demek Ne olursa olsun Hangi dert olursa olsun yüreğimizde Yine sabırla sevmek var Aşkını dünyaya yansıtmak var Ya Rab Bir kez olsun gazapla bakışını düşünerek Küfrü kuytu topraklara gömmek var Hepsi senin için Gözlerimiz bir kez görse yüceliğini Biliriz bu diller susmaz hayranlığından Biliriz gözlerimiz görmez bir daha Güzelliğinin verdiği ışıktan
Ramazan Ayı Hakkındaki Hadisler Size Ramazan ayi geldi. O bereket ayidir. O ayda tam hayir vardir ve sizi gaşyeder. Rahmetini inzal eder, hatalari siler, dualari kabul eder. Sizin rağbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun icin 'a kendi tarafinizdan hayir ödeyin (Cok hayir yaparak Ramazanin hakkini verin). Zira saki, o ayda 'in Rahmetinden mahrum kalan kimsedir. Hz. Ubâde (r.a.) Size Ramazan ayi geldi. O mübarek bir aydir. size Ramazan ayi orucunu farz kildi. O ayda gök (rahmet) kapilari acilir, Cehennem kapilari kapanir ve azılı şeytanlar bağlanir. O ayda bir gece vardir ki bin aydan daha hayırlıdır. Kim o gecenin hayrından mahrum kalmişsa, o kimse hakikaten (bütün hayırlardan) mahrum kalmiştir. Hz. Ebû Hureyre (r.a.) Ramazan ayi girdiginde teala arşi taşiyan meleklere, tesbihten ellerini çekip Muhammed (s.a.s.) ümmetine ve mü'minlere istiğfarda bulunmalarını emreder. Hz. Ali (r.a.) Hac, kendi ile evvelkisi arasına, Ramazan da evvelki ile arasına, Cuma da evvelki ile kendi arasina kefarettir. (Günahi da anadan doğma temiz olur) Hz. Ebû Umâme (r.a.) Ramazan ayi geldiginde Cennet kapilari acilir, Cehennem kapilari kapatilir, seytanlar da baglanir. Bir munadi Ramazan bitinceye kadar soyle nida eder: "Ey hayra talib olan koş, Ey şerri istiyen, azalt (terk et)." Hz. Utbe Ibni Abd (r.a.) Ramazanda on gun itikâf etmek (son 10 günü ibadetle meşgul olmak), nafile iki hac ve iki umre gibidir. Hz. Hüseyin (r.a.) Ramazanda Cennet kapıları acılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar bağlanir ve her gece bir münadi şöyle nida eder: "Ey hayır sahibi, hayrini yap. Ve ey şer sahibi, biraz geri dur." Hz. Ukbe Ibni Ferkad (r.a.) Ramazanda 'i zikreden mağfiret olunur. Ve o ayda 'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. Hz. Câbir (r.a.) (z.c.hz.) Ramazanin her gecesi iftar zamaninda bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nin her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder. Hz. Ibni Abbas (r.a) Bir kimse hac ve umre etse de ayni sene icinde olse, Cennete girer. Kim Ramazan orucunu tutsa sonra olse Cennete girer. Hz. Ebû Said (r.a.) Bir kimse Ramazan orucunu inanarak ve sevabini umarak tutarsa, gecmis gunahlari magfiret olur. Hz. Ebû Hureyre (r.a.) Bir kimse Ramazan orucunu tutar ve ona ilaveten Sevval'den altı gün tutarsa, butun seneyi oruc tutmus gibi olur. Hz. Ebû Eyyub (r.a.) Dort geceyi ihya edene Cennet vacib olur: Arefe'den bir evvelki (terviye) gecesi, arefe gecesi, kurban bayrami gecesi, Ramazan bayrami gecesi. Hz. Muaz (r.a.) Bir kimse Ramazan da inanarak ve sevabini umarak Kiyamul-leyl (teravih namazi) kilsa geçmiş günahi magfiret olur. Hz. Ebû Hureyre (r.a.) "Ramazan" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan 'in isimlerinden bir isimdir. Lakin "Ramazan ayi" deyin. Hz. Ebû Hureyre (r.a.)